04 Ara 2009

THE COWARD DOES IT WITH A KISS

Bir arkadaşım sabah sabah bu şiiri göndermiş birde sevmez kitap, şiir, edebiyat hayırdır dedim Ezel dedi, hıııı??? dedim, diziymiş, orda duymuş, Türk erkeğinin en yakışıklı kıvamlısı Kenan İmirzalıoğlu oynuyormuş, ehhh hiç ilerlemeyen sıkıcı konuları pespaye sevgi sahneleriyle bir işe yarıyormuş bu dizilerde, yoksa bende izlemek isterim vakit geçer, herkes konuşurken akşamki bölümü salak salak bakmam, naparsın, tahammülüm yok entrikaya, saçmalığa, kötülüğe, iyi bari.....

The Ballad Of Reading Gaol

Yet each man kills the thing he loves By each let this be heard, Some do it with a bitter look, Some with a flattering word, The coward does it with a kiss, The brave man with a sword! Some kill their love when they are young, And some when they are old; Some strangle with the hands of Lust, Some with the hands of Gold: The kindest use a knife, because The dead so soon grow cold. Some love too little, some too long, Some sell, and others buy; Some do the deed with many tears, And some without a sigh: For each man kills the thing he loves, Yet each man does not die.

Oscar Wilde

oysa herkes öldürür sevdiğini, kulak verin bu dediklerime kimi bir bakışıyla yapar bunu, kimi dalkavukça sözlerle, korkaklar öpücük ile öldürür, yürekliler kılıç darbeleriyle! kimi gençken öldürür sevdiğini kimileri yaşlı iken öldürür; şehvetli ellerle öldürür kimi kimi altından ellerle öldürür; merhametli kişi bıçak kullanır çünkü bıçakla ölen çabuk soğur. kimi aşk kısadır, kimi uzundur, kimi satar kimi de satın alır; kimi gözyaşı döker öldürürken, kimi kılı kıpırdamadan öldürür; herkes öldürebilir sevdiğini ama herkes öldürdü diye ölmez

bu da dizidenmiş, bizim kız kafayı yemiş, biraz da kırolaştı bu galiba bu ara, birde aşık üstüne, hergün romantizme boğacak galiba bizi, ama sözlerde hiç fena değil hani

''Sakın, sakın tek bir kelime daha edeyim deme Sakın tek bir yalan daha söyleme. Niye biliyormusun, çünkü inanırım.. Onca şeyden sonra şimdi tek bir cümle et Gözlerime bakıp beni sevdiğini söyle Gerçek olmadığını bal gibi bilirim Ama yinede sana inanırım ''

ama ben birşey söyleyecek olsam sevgilime şunu tercih ederdim;

Canım ...; insanın kaderini değiştirecek kişiye rastlaması ne kadar zormuş. Bir sevdayı yaşamak için ne çok bedel gerekiyormuş. Mektubunda, 'Eğer bir gün ayrı düşersek beni de unut sevgimizide. Öylesi daha iyi olur, bu yürek sızısıyla yaşanmaz' demişsin. Ama ben senin gözlerine bir kez baktım, kokunu bir kez içime çektim, ellerine dokundum nasılsa... Artık gittiğim her yer, gördüğüm her şey, söyleyeceğim her kelime senindir . Senindir şu kalbimde ne var ne yoksa. Biz kavuşsak da böyle kavuşmasak da..."

25 Kas 2009

BANA BİRAZ RENK VER

Bazen bir türlü tamamlanamayan hayatlar vardır, gürül gürül akarken az geride kesiliveren nehir yatakları gibi, kararını vermişken gitmeye bir tren istasyonundan elinde valiz gerisin geri dönüp hep pişman olmak gibi, savurduğun okun asla 12'den vuramayacağını bilmek, ardında herşeyi bırakıp gittiğin bir şehre yapayalnız yıllar sonra dönüp o şehri tanıyamamak gibi, umarsızca karşısındakileri incitirken aslında kendini yaralayıp farkedemeyenler gibi, yaralanmaktan, incinmekten yarım kalmaktan korkuna hayattan kendini sakınmak gibi,

Herşey iyi, herşey güzel olucak değil ya her zaman, ama güvenmeli bazen ademoğulları ve havvakızları kendine de başkalarına da. Mutluluk, mutlu olmak ne zor bir iş gibi öğretiliyor bize, halbuki ne kolay ne ferah, ne iç açıcı, ne muhteşemken.

Oysa başkalarının acılarına dertlenen insanlarda var yeryüzünde, sen düştüğünde tekme atmayıp seni kaldırana kadar elini uzatanlar, sır küpü olup ihanet etmeyenler, yeni kesilmiş çimen kokularına bayılanlar, gündoğumunu seyredip yeniden doğanlar, akşam sevdikleri kadınlara aşkla koşan adamlarla onları kapıda aşkla bekleyen kadınlar var.

Radyoda şarkı tutanlar, açan çiçeklere içi sevinçle taşanlar, gömleğinin kolu kıvrılmış rakısı elinde sigarasını üfleyen muhabbeti hoş adamlarla, makyajsız yüzleri çıkarsız plansız gönülleriyle duruşları farklı güzel kadınlar var.

Dostlar var artniyetsiz, sabah uykudan gerinerek gülümseyerek kalkanlar var, mutfakta kalabalık kahkahalı kahvaltı eden, yaşamayı bitsede gitsek zanneden insanların ortasında onlardan biri değilmiş gibi yapmacıksız duranlar var, hala yüzleri kızaranlar, balkonlarda akşamüstü şen konuşmalar var.

Eyvallahsız insanlar yaşıyor yeryüzünde, dimdik çınar gibi , eğilmeden, sırnaşıklık ve ikiyüzlülük bilmeden.

İyi ve berrak ruhu olanlar var yaşayan etrafta, insanın içine işleyen, insanı mutlu eden, içini umutla dolduran, yaşamı sevdiren, yaşıyorum dedirten.

Şimdi korkmadan güvenmek ve akmak lazım, yaşamak ve sevmek lazım. Yoksa geçmiyor ömür.....

13 Kas 2009

IMPOSSIBLE THINGS DENE VE BEKLE

-Kış geldi ya gitti benim canımmm denge gene, geçen sefer hayatımda, varsa böyle bir şey plaj kumuymuşum ben bence, Ya da plaj şemsiyesi Ya da deniz evet evet deniz olayım ben

-Kuzenim ciddi ciddi gay galiba, İzmir'de bir çocuklan görülmüş sarmaş dolaş, ee ne güsel bana ne ki, artık huzurlu mutludur umarım

-Homeless bana yazı yazmış ne güsellll, ayakkabı arkadaşım o benimmm ayrıca, marc jacobs bilem biliyor, ama yine de aslında ne yazacaktı çok merak ettimmm

-Arkadaşımın kızı dün gece onlara gitmedim diye salya sümük ağlamış, sevgi böcüğüyüm bu ara

-Birde iyi insan olmaya takığım, herkes nasıl iyi, kimse başkasının hakkında kötü düşünmüyor, herkes herkesi seviyor, ahlaktan ölmek üzereyiz, öyle seveceniz ki hayvan sevgisi insan sevgisi içimiz dışımıza taşıyor. Kim yapıyorsa bunca dedikoduyu, ahlaksızlığı, cinayeti, hainliği. Bir kere kimse o kadar iyi olamaz dünyanın düzenine, yaratılışa aykırı bebeğim. Herşey gridir dünyada, bazen kötü olursun bazen iyi, bazen güzel bazen çirkin, bazen namuslu bazen terbiyesiz olursun. Bunca şeyi olamam dersen ancak sersem veya sıkıcı olursun.

-Kendisi için ''Öyle derin ki gözlerin, içmeye eğildim de, Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm'' diye yazan adama, Louis Aragon'a öldükten sonra, birlikte olduğu ya da olmak istediği yüzlerce adamın ismini içeren bir liste bırakan Elsa' ya ne düşünüyordun bir söylesene be kadın demek isterdim, birde tokat atardım , yazık adama yaaa

-İrem'ciğime sevgilisi (eski öküzü diyelim ya da) durgun göller istiyorum artık ben yoruldum dalgalı okyanuslardan demişti de, önce gidip evlenmiş sonra geri dönüp affet beni demişti, olmuyor değilmi, bayar durgun göller bir süre sonra

-Hiç kimse AION oyununu oynamıyormu, oynasın biri ya, lütfen ama

-O beni bir bilinmezliğin içinden alıp çıkarmıştı. Aşk dedikleri buydu. Sizi uyuşukluğun boşluğundan alıp başka bir şey yapan tılsım. Hiç kimseydim ben. Aşk, beni biri yaptı. Ben onu aynanın içine çektim bilmeden, o beni aynadan dışarı çıkardı.

-AVATAR filmine gitmeliyim o ne güzel fragmandır, şahane

-Üniversitede finallerden önce gece yarısı bir arkadaşımla streslenmeye başlayınca yatakların üstünde zıplardık yorulup düşene kadar, özledim be Nisa, nerdesinki şimdi

-Şu an bu ülkede olup biten bütün bu kepazeliklere kuzu kuzu bakıp kafamızı çevirip katlanıyoruz ya yazıklar olsun tümümüze

-Muhteşem bir kuşku içinde yaşıyorum herkes o olabilir o herkes olabilir, blog okumaya korkar oldum

-Herkes küçüklüğüne iniyor, ailesi onu daha çok sevseydi, öğretmeni onunla daha çok ilgilenseydi, ilk sevgilisi hıyarın teki çıkmasaydı, patron yükselmesine yardım etseydi, arkadaşları sırtından vurmasaydı, iştekiler onu kıskanmasaydı. Bütün bunlar olurken sen nerdeydin canım ya, başka bir paralel evrendemiydin, hiç devinimsiz öyle mal gibi oturup uzaktanmı baktın hayatına. Keşke kendi ellerine alsaydın kendi hayatını, virajlarda savrulsaydın, yağmurlarda çamura batsaydın, yükseklerden yere çakılsaydın ama ne yaşadım be kardeşim diyebilirdin o zaman.

-Pişman olmamak için yaşamamaktansa yaşa, ağla, kalk ayağa tekrar, bir sürü anın olur anlatacak

-Erkeklerin pek hoşuna gidiyor lezbiyenlik aynı hoşgörüyü asla hemcinslerine göstermezler ama, direk i... derler, aşağılarlar, ortada 4 göğüs olması yetiyor herhalde hoşgörmelerine

-Ayrılık sonrası ilk defa karşılaşmak ne tuhaftır, sınavda, iş görüşmesinde gibi elini kolunu nerelere koyacağını bilemezsin

-Bazı kokuları duyunca bazı insanlardan başka bir şey düşünemez olur insan

-Nedensizlik kadar acıtan başka ne varki, neden sorusuna bir cevap varsa bir ümit bir çare de var, bir neden yoksa ne yapılabilirki, kocaman bir hiç

-Bayağı bayağı şanslı bir hatunumdur, 4 ayak üstüne düşmemle ünlüyümdür, hep güneş doğar azıcık hava kararsa bulutlansa bile. Hayat beni neden yoruyorsun demeye başlayınca bunu getirmeliyim aklıma. Hayat bana iyi geliyorsun ufkumu açıyorsun nasıl mesela

-Mickey Rourke nasıl yakışıklı iç geçirten bir adamdı, o botokslu o yıpranık haliyle Güreşçi filmini izleyemedim bakamadım adama, sanki eskiden tanıdığım parlak bir adam gitmiş içkiye hapa vermişde kendini mahvetmiş gibi geldi

-Hayatta en az güvendiğim insan varsa o da kendimim, neyi yapmam dersem yaparım neyi yaparım dersem yapmam, çekilmez derecede ani fikir değişikliği ihtisasım var, hayatta olmaz diye birşey yok, değişkenlikde iyidir

-Seksek oynamak, çimenlerin üzerinde yatmak, yattığım yerden ağaçları seyretmek, yağmur yağarken Gülfem'le oturup çay içip konuşmak, Efe'yle didişmek kavga etmek film izlemek, bir yerlerde oturup canlı müzik dinlemek, yağmurda sırılsıklam olup eve girip sıcacık olmak, pazar günü topluca kahvaltı etmek, pazarda gezmek yeni çıkan meyvelerden almak, sarhoş olup kahkahalar atmak, Yiğit'le arabada gezmek dedikodu yapmak, Banu'yla şımarmak, sevdiğimle uyumak istiyorum

11 Kas 2009

AYAKKABILAR VE DELİCE BİR İSTEK

Türkiye'de en azından yaşadığım yerde adam gibi psikoterapi merkezleri olmadığından tedavi olabilmem de imkansız. Benim halledeceğim tek başıma yiyeceğim bir halt değil çünkü

Merhaba bugün yine mağazalarda kendimi kaybettim, limitleri aştım, kartlara taksitlere güvendim, önümüzdeki ay yusuflamama bugün keyiflenmeme yol açacak bir bağımlılığım var ; Alışveriş Bağımlısıyım ben deme ihtimalim sıfırın altında.

Film yıldızı edasıyla yalandan akıttığım timsah gözyaşlarım elimde Hermes-Birkin çantam , boynumda Louis Vuitton eşarbım, üstümde A.P.O jeans, ayağımda seksten bile güzel dedirten Manolo Blahnik'lerim muhtemelen marka ve sefalet kokan diğer alışverişkoliklere titrettiğim kirpiklerimin altından da bakamayacağım sırf bu yüzden.

Bir insanın eroin kullanması, sigara içmesi, alkolden siroz olmasını en iyi ben anlarım. O sıra sıra ayakkabıların, hiçbir zaman giyilmeyecek bluzların, takılmayacak takıların o korkunç hazzı. Ben ki herşeyden geçip arkama bakmadan yürüyüp gidebilirim, yoktur obsesyonlarım, sigarayı bile küt diye bırakmışım ama vazgeçemedim şu meretten bir türlü.

Ve faturalar geldiğinde babanıza söylemek için bulacağınız en tatlı sözler için her ay sil baştan ön çalışma yapmak da ciddi yorar insanı.

Her vitrin önünden geçişte ve kasada ödemeyi yapıp o güzelim torbaların elinize verildiği an, evde hepsini sil baştan denemek işte orgazm odur kardeşim. Her çileye değer. Bir ayakkabının içinizde coşku yaratması, bir çift küpeye vurulmak, bir elbise için 2 vasıta değiştirmek, indirime tapmak böyle acı bir süreçtir işte, çok zorlar insanı çokkkk, bitirir adamı.

Marc Jacobs,Stella Mc Cartney, Mary-Jane, degaje, volan, fitilli kadife, Alexander Wang, stil kombinasyon, trend kelimelerini bilmek, biraz boş kafalı olmak, aynada kendine bayılmak kolay şeymidir yoksa çok zorlar insanı çokkkkk, tüketir adamı.

Kahrolsun Türkiye'de bir türlü oturmayan, yerleşemeyen psikoterapi yaşasın lüks tüketim çılgınlığı....

06 Kas 2009

MÖSYÖ BOVARY CİDDEN YAŞIYORMUSUN????

Ayşe Özyılmazel'in 'ama köpek alacaktım ben' yazısı madem göze kulağa pek boş ve boş geldi, birde erkek gözüyle ilişkilere bakmak lazım o zaman. Ahmet Altan da ya sevilen ya nefret edilenlerden ortası yok ama ben severim onun yazılarını, bazı erkekler kadınların nelerden hoşlanacağını bilip ona göre nabza şerbet verir. Ve bingo, tam onikiden vururlar, şaşkın yada kör yada salak olduğumuzdan değil bazen yalanda olsa yeni birşeyler duymak istiyor insan.....

Hep aynı kadını sevmek isterdim ben...

Bütün kadınların memelerine açgözlülükle baksalar, bütün kadınların salınan kalçalarından gözlerini ayıramasalar, yeryüzünün bütün kadınlarıyla sevişmek için azgın bir istek duysalar da, derinlerinde bir yerlerde, önündeki küçük avlu akşamüstleri sulanan evlerinde, sevdikleri kadınla bir masa kurup birlikte gülerek yemek yemek, onunla şakalaşmak, güvenle sevmek, her gece aynı kadının bedenini özlemek, her gece aynı kadının kendisini şaşırtmasının tadını çıkartma arzusu yatar.

Hayat bazen alevden bir nehir gibi akıyor üstümüze. Bütün sözler, bütün kelimeler, bütün inançlar gözlerimizin önünde tutuşarak, ateşlerin arasında kararıp kuruyor.

Tutunacak bir dal kalmıyor bize.

Soluyoruz, yalnızlaşıyoruz, ıssızlaşıyoruz.

Endişe, ümidin yerini alıyor.

Öylece kalakalıyoruz.

Flaubert'in Emma Bovary'si, okuduğu romanlardaki gibi bir hayat sürmek istiyordu.

Derin bir tutku, gerçek bir aşk istiyordu.

Bunu istemeyen bir kadın var mı?

Ve, erkeklerin duyarsızlığına ve aldırmazlığına çarpıyordu.

Çarpmayan bir kadın var mı?

Bundan kurtulmak için çırpınıyordu.

Çırpınmayan bir kadın var mı?

Çırpındıkça daha çok acı çekiyordu.

Çırpınırken acı çekmeyen bir kadın var mı?

O roman binlerce yıldan beri tekrarlanan bir kederi, bir yalnızlığı, çaresizliği, hayallerinin peşinden giden bir kadını toplumun yalnızlaştırıp cezalandırmasını anlatıyordu.

Flaubert'in kendisi ise 'Hep aynı kadını sevmek isterim ben' diyordu

Bu cümleyi okuduğunda durup düşünmeyecek bir erkek varsa da, azdır.

çünkü o "memeler, saçlar" arzusuyla kıvranan, mümkün olduğunca çok kadın bedenine dokunmak isteyen erkeklerin bu çok zevkli, sıradan ve "erkeksi" taleplerinin altında, epeyce derinlerde gizli bir "Madam Bovary" de yatar, "ben hep aynı kadını sevmek isterdim," diyen.

Savaşmayı, öldürmeyi, siyasi iktidarı, "memeleri ve saçları" aşktan daha önemli gören bu erkek kalabalığının sert ve sıkıcı kabuklarını ayıklayabilirseniz, en altlarda onları çok ürküten bir "Madam Bovary" bulursunuz.

Kadınlar gibi erkekler de romantizmi ve aşkı özlerler.

Özlemekten, terk edilmekten ve aldatılmaktan kadınlara kıyasla çok daha fazla korktukları, aldatılmanın acıları karşısında kadınlardan daha dayanıksız ve güçsüz olduklarından, özlemeyi becerebilecek ruhsal bir kıvraklığı geliştirecek "duygusal eğitimden" geçmedikleri için bunu reddetmeye, bu duygularla alay etmeye çalışırlar.

İçinde kelebeklerin uçuştuğu bir gergedan gibi dolaşırlar onun için.

Kadınlarınkinden çok daha büyük olan korkuları erkekleri sıradanlaştırıp kabalaştırır.

Sigara dumanlarının yoğunlaştığı, erkeklerin sarhoşluğun gevşekliğine teslim olmaya hazırlandığı gece yarılarında meyhanelere giderseniz, orada donuklaşmaya başlamış gözlerinde tuhaf bir kederin belirdiği adamlar görürsünüz, çatallaşmış bitirim seslerinde bir kırılma duyulur, eski bir şarkıyla birlikte önce sessizleşip sonra unutulmayan bir sevgiliyi anlatmaya koyulurlar.

Sevmişlerdir.

Hep aynı kadını sevmişlerdir.

Hep aynı hayali içlerinde yaşatmışlar, hiç okumadıkları kitaplardaki gibi bir aşk özlemişlerdir hep.

Bütün kadınların memelerine açgözlülükle baksalar, bütün kadınların salınan kalçalarından gözlerini ayıramasalar, yeryüzünün bütün kadınlarıyla sevişmek için azgın bir istek duysalar da, derinlerinde bir yerlerde, önündeki küçük avlu akşamüstleri sulanan evlerinde, sevdikleri kadınla bir masa kurup birlikte gülerek yemek yemek, onunla şakalaşmak, güvenle sevmek, her gece aynı kadının bedenini özlemek, her gece aynı kadının kendisini şaşırtmasının tadını çıkartma arzusu yatar.

Hep aynı kadını sevmek isteriz biz.

Hep aynı kadını severiz.

Bunu söyleyecek, bunu kabul edecek, bu gerçeği taşıyabilecek bir gücümüz yoktur sadece.

Aslında bütün erkekler, romanları yazılamayan Mösyö Bovarylerdir.

Belki de bunu unutabilmek, bu gerçekten uzaklaşmak için böylesine savaşır, vahşileşir, akılsızlaşır, canilere dönerler.

Mösyö Bovaryler savaşıyor gene.

Birbirlerini öldürüyorlar.

Ölenlere de öldürenlere de yanaşıp ruhlarına baksanız, "hep aynı kadını sevmek isterim ben" diyen bir ses duyarsınız.

Derinlerden gelen bir ses.

Kırılgan, ürkek bir ses.

Top sesleriyle bastırılmaya çalışılan bir ses.

Kadınlar, romanlardaki gibi bir hayat ister.

Erkekler, hep aynı kadını sevmek...

Madam Bovarylerin romanları yazılır.

Mösyö Bovaryler savaşlarda öldürülür.

Ve, meyhanelerde eski şarkılar çalındığında aynı cümle değişik biçimlerde anlatılır.

"Hep aynı kadını sevmek isterim ben."

03 Kas 2009

UÇ DAHA YÜKSEĞE UÇ

Belki listelerden, zorunluluklardan hoşlanmayanlardan, mecburmuş-bir dönem herkes yaptı diye yapmayanlardansınızdır bilmiyorum.

Ama klişeleri severim ve Murphy yasaları kadar gerçekleşme güçleri olduğuna inanırım.

O yüzden benim bir ölmeden önce yapılacaklar listem var ciddi ciddi çok da boş bir günümmüş herhalde birkaç arkadaşımla gecenin bir vakti kafalarımızda pek süperken oturup yazmıştık ama çok eğlenmiştik. Biraz daha edepsizceydi ama şu haliyle eli yüzü düzgün oldu.

Bir kısmı gerçekleşti ama bir kısmı duruyor. İşte bu liste o listedir.

Bu liste belki birgün biri için kendini imha edecektir. Bellimi olur.

  1. Eve bir köpek alınacak (-), tercihen minyatür schnauzer

  1. Üniversiteden beri nefret ettiğim kıza gidilip hakkında hissettiklerim anlatılacak, kız ağlarken seyredilecek (-) hiç yapabileceğimi sanmıyorum ama ümit

  2. Dalışa gidilecek (+)

  3. Anneyle babayla iyi geçinilecek, artık iyi evlat olunacak (+)

  4. Dövme yaptırılacak (-)

  5. Metallica veya Gunsn Roses konserine gidilecek (+)

  6. Venedik görülecek (+) fazla beklenti hayal kırıklığı yaratır

  7. Gerçek aşk bulunacak, sırılsıklam aşık olunacak, kaybedilmeyecek (-)

  8. Alkol komasına girilecek, mide yıkanacak (-) bu niye yazılmış bilmiyorum

  9. Overdose bunalıma girilecek evlerden çıkılamaz halde hergün ağlanacak (-)

  10. İki- üç gün hiç uyumadan eğlenilecek, zıvanadan çıkılacak (+)

  11. Jartiyer, kombinezon falan giyilecek (-, +)

  12. Masaların üstünde dans etmek (+) rock konseriydi, göbek atılmadı

  13. Yurtdışına tatile gitmek, kendi başına gezmek, kaybolmak, yolu bulmak (+)

  14. Yurtdışında bir süre yaşamak (+)

  15. Sigarayı asla bir daha içmemek (-) her an başlanabilir

  16. Birkaç kişi arasında kararsız kalmak kimi seçeceğini bilememek (+)

  17. Restoran açmak sahilde denize sıfır yaşamak (-)

  18. Sağlam erkek arkadaşlarının (dost kıvamında) olması, erkekler hakkında tuhaf şeyler öğrenmek, şaşırmak, anlar gibi yapmak (+)

  19. Hayır demeyi öğrenmek, neyi sevip sevmediğini öğrenmek buna göre davranmak (-/+)

  20. Uzaylılarla tanışılacak, yüksek teknoloji neymiş öğrenilecek (----)

  21. Brad Pitt'le öpüşmek (---)

  22. Las Vegas'ta kumar oynamak (-) pek ilgimi çekmiyor artık

  23. Gramafon ve plaklar almak (+)

  24. Bir kız çocuğu annesi olmak (-) tercihen iki

  25. Christian Louboutin ayakkabı almak (-)

  26. Sevgiliyle Bozcaada'ya gitmek (-) arkadaşlarla gittim sayılmazmıki

  27. Arada ciddiyeti bir kenara bırakıp sevimli, şımarık küçük bir kız gibi olabilmek (+)

  28. Değişik, güzel yemekler yapmak (+)

  29. Maça gitmek avaz avaz bağırmak (+)

  30. Bir konuda ahkam kesip derinlemesine bilgi sahibi olmak (-) pekçok şeyi bilen ama yarım bilen olabildim ancak

  31. Tek başına yaşamak (+)

  32. Tek elle araba kullanmak, kamyoncu gibi sürmek park etmek (-) çift elle bile yarım yamalak

  33. En hasından arkadaşlar yapmak, arkadaşlığın ne demek olduğunu bilmek, aile gibi olmak, değer vermek, değer verilmek (+)

  34. Sezen Aksu'yu dünya gözüyle konserde dinlemek (+)

  35. Bisiklet binmek, kaykaya binmek, paten kaymak, bungee-jumping yapmak, kanat takıp uçabilmek (+,+,+,-,-)

  36. Gece denize girmek (+)

  37. Hakkını aramak, susmamak, boyun bükmemek, gerekirse kavga etmek (+) ancak öğrenilebildi

  38. Aşık olduğun adam hergün daha çok sevilecek, asla vazgeçilmeyecek, sağa sola bakılmayacak, ona baktığın her an kalbin çarpacak (?)

  39. NBA maçlarını yerinde izlemek (-) nasıl güzel olur

    Yapılmayacak bir şey değil hiçbiri, olamazmı olur walla.......

    P.S. 10 madde daha mevcut ama onlarda bana kalsın artık,

27 Eki 2009

GÖNÜL KAYMASI VE BİR DİNGİNLİK

Büyümek çok ciddiye alınan birşeydir bizim ülkemizde. Tek amaçtır 18 yaşına gelip bütün o sonsuz vaatleri sunan erişkin dünyasına dalmak. Özgürlükler öyle kısıtlıdırki aklınca ancak büyüyünce özgür olabileceğini zannedersin. Ve büyürsün, ne yazıkki sadece o muhteşem çocukluğun bitip sonsuz bir kısır döngüye binlerce beklenti, karışıklık ve kaosa daldığını anlarsın.

Halbuki gerçekten çocuk olabilenler bilirki büyümek ne kadar hafif birşeydir oysa, öyle çocukca, günboyu bir taşın peşinde seksek oynayarak, ağaçlardan düşerek, babanın omzunda dolaşıp tavana değmeye çalışmaktan zevk alarak, annene bir saat fazla dışarda kalabilmek için bir ton yalvararak.

Sabah okula gitmeyip yatakta kalabilmek için hastalanayım diye tanrıya dua etmektir, yaramaz ve salak olabilmek, hastalanınca başında bekleyen ve endişeyle ne istediğini soran mis gibi kokan annenle birde hemen oyuncak alınmasıdır.

İlk defa birini beğenmek ve genelde ona beğenmediğini belli etmeye çalışıp, fiziksel teması saçını çekmekle kısıtlı tutmaktır.

Pazar günleri mutlaka sabah Voltran izlemektir , kahvaltıda çay içebilmek için ağlamaktır,

akşamına da mutlaka banyo yapıp saçlarının gözlerin çekik hale gelinceye kadar örülmesidir büyümek.

Ayakkabını tek başına bağlamak ilk defa banyo yapabilmek Evereste tırmanmaktır senin için.

Çekinmeden doya doya ağlayabilmektir heryerde, lafına dikkat etmeden kavga edebilmek 5 dakika sonra sarmaş dolaş olabilmektir, düştüğün yerlerdeki kabukları sıyırmaktan zevk almaktır.

Sokaklarda korkmadan koşmak, eğlenmek, çamurlu halinle gelip yorgunluktan halının üzerinde uyuya kalmaktır.

Gece korkup uyandığında yastığını alıp annenle babanın arasına sessizce yatıvermektir. Susayınca suuuu diye bağırıp sana getirilen bir bardak suyun rahatıdır.

Tatillerde arabaya doluşup arka koltukta kudurmaktır büyümek, yolda çişini tutamamaktır, gideceğin heryerin ilk olmasının verdiği sevinçle beklentidir.

Patates kızartması ve köftenin senin için yiyecek Tanrısı olmasıdır, damak zevkine haaa? diyebilmen ve şarabı rüyanda bile görememendir.

Fotoğraf makinesini her gördüğünde aptalca pozlar vermendir.

Telefonun olmaması buna rağmen sözleşmeden dışarı çıkıp arkadaşlarını her daim bulabilmektir. Apartmandaki herkesi tanıyıp aşağıdan bilmemkim teyzeye seslenebilmek.

Şeker Kız Candy, Clementine, Ziyaretçiler, Adile Naşit, Moonwalking, Big in Japan, Samantha Fox, Life is Life bilmektir.

Dünyadaki en yakışıklı adamın Axl Rose olduğunu zannetmektir, ona bayılmaktır. Erol Evginle evlenmek istemektir.

Commodore 64 oynamak, Blue Jean dergisi almaktır büyümek, kaset dinlemek ve şarkı çekmenin ne olduğunu bilmek, günde 10 tane Tipitip çiğneyebilmektir.

Tek bir kanalda tüm gün zappinge gerek kalmadan televizyon izlemek ve videocudan film kiralamaktır.

Kimsenin seni fazla önemsememesi ve bunu da senin pek önemsememendir büyümek. Böylece kalp kırıklıkların, endişelerin, üzüntülerin için daha yıllar geçmesi gerekir.

Sonra kişisel öykünün bir yerinde bir şey olur. Biri ölür, biri gider, terkedilirsin, terkedersin, iflaslar olur, dost kazığı yersin, hastalıklar olur,çocukluğun bir anda biter ve sen birden bir gecede büyürsün.

22 Eki 2009

SADECE SANA

Çok temkinli, çok kontrollü zannederdim ben kendimi

Her zaman olduğu gibi yine yanıldım hakkımda

Aklımın iplerini salıverdim hemde öyle böyle değil

Aklım yokmuş uçup gitmiş gibi davranıyorum artık

Konuştuğum tüm o büyük sözler tokat gibi yüzüme iniyorda umursamıyorum

Bir yerlerde bir an hayatı ve inancı algılayışım gerçeklikle bağlarını koparıvermişti çok uzun zaman önce

O yüzden

Bağlanmazsan bir şeye körü, körüne…

Belki cidden çok sahiplenmeyince, çok ait olmazsın derdim…..

Ve belki cidden hiçbirşeyin olmazsa, kaybetmekten korkmayacağın için daha mutlu yaşarsın..

Bağlanmadım, sahiplenmedim, kaybetmekten korkmadım

Üstelik bağlanıldım, sahip oldum, kaybedildim

Az kırılmak için çok kırdım

Ama hayat ne şakacı ne fettan ne garip ne ikiyüzlü

Yaptığın herşeyin bedelini ödetir insana

Şimdi en başa sarsam istiyorum

20'li yaşlarda olsam ilk kez sevsem ve tek sevsem diliyorum

Çünkü insan ancak 20'sindeyse ancak bunca şaçmalama hakkını kendinde bulur

Yüzünü bile görmediğim birini sevmeyi diliyorum

Yüzümü bile görmeden beni sevse diyorum

Her gece söylediği herbir kelimeye inanıyorum

Gerçek aşkın sevginin güvenin herşeyin kocaman bir yalan olduğu şu yapayalnız yüzyılda

Olmayacak dualara amin diyen ben delirdiğimi düşünüyorum

Korkarım bende sana bayılıyorum.....

RÜYAMDA BİR GECE GÖRDÜM

Uykumdan pat diye uyanıyorum ansızın, öyle geceki şimdi , gecenin 3'ünde sabaha bakıyorum

Sabah çayının ilk tadını ve gün doğarken upuzun bir yolculukta gözlerimi açıp sevdiğim şehre gelmiş olmayı, tanıdık sokakları düşlüyorum

Pazar sabahı dışarıda kar, sıcacık evde yorganların altında kedi gibi yatarken hazır bir kahvaltıya konmayı bekliyorum

Patronun umrunda olmasamda personelin en sevdiği olmaya bayılıyorum

Yağmurun altında elimde açılmamış bir şemsiye burnumda çimen kokusu deli gibi ıslanıp umursamıyorum

Akşam 5 yaşında bir yakışıklıyla yaş ortalamasının 45 olduğu fazla hüzünlü bir evde çığlık çığlığa koşmaya neydi adı kovalamaca oynamaya gülüyorum

Otobüs camına alnımı dayayıp insanların hikayelerini yazıyorum, sonları hep mutlu bitiriyorum

Hatırlayamadığım o şarkı sözü aklıma gelince el çırpıyorum

Domates çorbasının kaşarını bir türlü toparlayamıyorum

Ve belki cidden hiçbirşeyin olmazsa, kaybetmekten korkmayacağın için daha mutlu yaşarsın sözüne inanmamı engelleyen bir adam hayatımdan hiç çıkmasın istiyorum

Yeni tanıştığım o komik kızla aynı müzikleri dinlememize ve Ege'li olmasına seviniyorum

Şu köpüklü balonlar yaptığın (adını suluk koydum ben ne adı bilmiyorum) işte o, hatta biraz su ve deterjanda görür aynı işi, hala onunla baloncuklar yaptığıma inanmıyorum

Bütün o çocukluk fotoğraflarındaki kızın kum dolu saçlar ve bir kovayla tüm bir yazı bir plajda geçirmesine özeniyorum

Ansızın... öylece.... gerçekten.... zalimlikten uzak .... sevebilme olasılığını seviyorum

İyilerde kazansın ve dünya dönmeye devam etsin istiyorum

Saçlarımı kısacık kestirip sonra uzatmanın keyfine varıyorum

Tek bir sigara için kendimi zor tutuyorum

Şimdi iştesindir sen, sıkılmış tatsız birgüne başlıyorsundur belki

Bunca zaman öyle değerliydinki hiç canın yanmasın istedin

Kozaların içinde güvende ve sağ kaldın

Fiyakalı bir hata yap bu kış bırak aklının iplerini, sal gökyüzüne

Korkma bağlan bir şeye körü, körüne

Gecenin üçünde bu mevsime dair çarpık inancımla sabaha bakıyorum ben.....

19 Eki 2009

DÜNYANIN ÖTEKİ UCUNDA

Yolculuklara, terminallere, havaalanlarına, gemilere bayılırdım eskiden ben. Aynı şehirde aynı çevrede aynı evde beş yıldan fazla kalabilmişliğim yok yıllardır. Ev taşımakda, eşya kolilemekte, ev bulmakda, tekrar yerleşmekde, yeni insanlarla tanışıp tekrar tekrar kendimi anlatmakda, başka hayatları tekrar tekrar dinlemekde ustayım. O yüzden seyahat, taşınmak, yeni bir çevre dendiği anda buharlaşıp uçmak istiyorum artık. Ait olma, bağlanma, sakin ve dingin bir hayat kavramlarımı yitirmiş gibiyim.

Hayatı sıfırlamanın en zor tarafı nereden başlayacağını bilememektir belki de en başta. Bugün yarın derken zaten üçüncü gün alışırsın genelde, aman ne farkedecek dersin, en baştan başlamaya değermi sıfırdan. O yüzden çoğu insan öyle kolayca herşeyi bırakıp gidemez, içinde yıllar sürecek pişmanlıkla kalıverir.

Eşyalar bağlar hemde insanlardan daha çok bazen, ailen bağlar, köşede hep oturduğun bütün kişisel ve dünyevi dertlerin çözülüp hayatı yenilediğin kafe bağlar. Sabahlara kadar güldüğün, konuştuğun, dansettiğin geceler bağlar.

Bazen tam da en gitmek istemediğin anda yapayalnız başka bir yerde bulunca kendini, gitmek istediğin her ana lanet edersin. Korkundan hava kararmaya başlayınca eve kaçarsın, yapayalnız sokak kedilerine bakar ağlarsın, arabada giderken akşamın yanan ilk ışıklarıyla aydınlanan evlere bakıp ağlarsın. Yanlış olduğunu bilsende hiç yapmıyacağın şeyler yapar, aynadaki senden utanırsın bazen.

Zaman ilaçtır lafı klişeyse eğer en doğru klişedir. Herşeye alışır insan, tanrı dağa önermiş derler insan olmayı da dağın ödü patlamış bu işin ağırlığından, insan kabul edince şaşırmış kim bu densiz diye.

Herkes gitmek ister başka biryerlere, sıfırdan en başa sararak bambaşka biri olmayı düşler. Hayatta en çok alıp başını gitmiş, birgün öylece kapıdan çıkmış, dönüp arkasına bile bakmamış denilen insanlara imrenirim.

Hep bencillikle suçlanan, azıcık deliydi zaten denilenlere özenirim.

Hep alıp başımı gitmek isterim, ama gidince de hep dönebilmek isterim.

O yüzdendir belki de hayatım boyunca ne kalabildim ne de gidebildim, hep biraz yarım biraz da eksik kaldım.....

P.S. yandaki şarkı her arabaya bindiğimde radyoda çalıp kendini günde 8-10 kere dinlettiren noluyor yaa diye tırsmama yol açan physco şarkıdır, tesadüf bugün şarkıyı bulup sözlerine baktım da bingo dedim, hislerime tercümanmış meğer.....(INNA-HOT)

Related Posts with Thumbnails